Blog | Nişantaşı Hastanesi https://nisantasihastanesi.com.tr Mon, 08 Dec 2025 11:17:41 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Hemoroid tedavisinde Radyofrekanslı dönem https://nisantasihastanesi.com.tr/hemoroid-tedavisinde-radyofrekansli-donem/ Thu, 05 Nov 2020 13:12:22 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=6028 Radyofrekans yöntemi ile hemoroide aynı saatte hem tanı hem tedavi Yanlış beslenme, meslek seçimi, hamilelik ve yaşlılık gibi sebeplere bağlı olarak gelişebilen hemoroid, uygulanan yeni tedavi yöntemleriyle kabus olmaktan çıkıyor. Narkoz gerektirmeyen ve yaklaşık 10 dakikada hemoroid sorununu garantili ve kalıcı bir şekilde çözen radyofrekans yöntemi ile tedavi sonrası işe dönmek mümkün oluyor. Şeker, kalp […]

The post Hemoroid tedavisinde Radyofrekanslı dönem first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Radyofrekans yöntemi ile hemoroide aynı saatte hem tanı hem tedavi

Yanlış beslenme, meslek seçimi, hamilelik ve yaşlılık gibi sebeplere bağlı olarak gelişebilen hemoroid, uygulanan yeni tedavi yöntemleriyle kabus olmaktan çıkıyor.

Narkoz gerektirmeyen ve yaklaşık 10 dakikada hemoroid sorununu garantili ve kalıcı bir şekilde çözen radyofrekans yöntemi ile tedavi sonrası işe dönmek mümkün oluyor. Şeker, kalp ve tansiyon gibi kronik hastalara da uygulanabilen yöntemde, hastaya aynı saatte tanı konulup tedavi edilebiliyor.

Değişen yaşam alışkanlıklarına bağlı hareketsiz hayat, lifli gıdalar bakımından yetersiz beslenme, oturularak geçen yoğun mesai ve genetik özellikler gibi birçok sebebe bağlı gelişebilen hemoroide, tedavide uygulanan ameliyatsız radyofrekans yöntemi yeni bir çığır açıyor.

Özel cihazlarla radyo ve ses dalgaları verilerek hemoroidin küçülerek kaybolmasını sağlayan yöntemde son derece hızlı, acısız ve garantili sonuçlar elde ediliyor. 

50 yaş üstü her iki kişiden birinde görülüyor

Hemoroid tedavisinde radyofrekanslı yöntem ile narkoz ve ameliyata gerek kalmadan acısız bir şekilde hastanın hızlıca evine ya da işine dönebileceğini belirten Nişantaşı Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Mehmet Durmuş Kurt, “Hemoroid, uzun süre oturmayı gerektiren mesleklerin yanı sıra ileri yaş, kronik kabızlık, kronik ishal, gebelik, lohusalık, kalıtımsal olarak gelişebilir.

Erişkin nüfusun ortalama yüzde 70’i yaşamlarının bir döneminde hemoroid sorunu yaşamaktadır. En sık rastlanan yaş grubu 45 ila 65 yaş arasındadır. 50 yaş civarında her iki kişiden birinde görülen erkeklerin kadınlara oranla yaklaşık 1,5 kat daha fazla görüldüğü hemoroid hastalarının hepsini ameliyatsız bir şekilde tedavi yapabilmekteyiz” şeklinde konuştu. 

Hemoroide kalıcı ve garantili çözüm

Geleneksel cerrahi müdahalenin zorluğu, tedavi sonrası iyileşme ve normal hayata dönüş süresinin uzun olması sebebiyle birçok hastanın tedaviden kaçtığını sözlerine ekleyen Kurt, “Tıp alanında yaşanan gelişmelerle hemoroid tedavisinde yeni yöntemler uygulanıyor.

Bunların en başında da radyofrekanslı tedavi yöntemi geliyor. Narkoz uygulanmasına gerek kalmayan ve 5 ila 10 dakika gibi kısa sürede uygulanan yöntem sonrası hastalar, hastaneden çıktığı gibi işlerine ya da normal hayatlarına dönebilir.

Özel ekipmanlarla uygulanan, radyo ve ses dalgalarıyla hemoroidin büzüşerek/küçülerek yok olmasını sağlayan radyofrekanslı yöntem, kalıcıdır ve çözüm garantilidir. Uygulama sonrası hemoroid yenilemez ve yeni bir müdahale gerektirmez.

Radyofrekanslı tedavi yöntemi narkoz ve kesi gerektirmediği için kalp, şeker, tansiyon ve ritim bozukluğu gibi kronik hastalığı olan kişilere de uygulanabilir” dedi.

The post Hemoroid tedavisinde Radyofrekanslı dönem first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Az su içmek kadar çok su içmek de tehlikeli https://nisantasihastanesi.com.tr/az-su-icmek-kadar-cok-su-icmek-de-tehlikeli/ Tue, 16 Jun 2020 08:32:03 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=5108 Tüm canlıların hayat kaynağı olan suyun önemi, yaz aylarının gelmesiyle birlikte bir kez daha ortaya çıkıyor. Vücudumuzdaki organların ve sistemlerin yeterli su olmadan fonksiyonlarını yerine getiremeyeceğini belirten Nişantaşı Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Erkan Erdem, yeterli miktarda su içmenin sadece böbrekler değil, vücudun sağlığı ve dengesi için de önemli olduğunu vurguluyor. Erdem, “Az su içmek […]

The post Az su içmek kadar çok su içmek de tehlikeli first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Tüm canlıların hayat kaynağı olan suyun önemi, yaz aylarının gelmesiyle birlikte bir kez daha ortaya çıkıyor. Vücudumuzdaki organların ve sistemlerin yeterli su olmadan fonksiyonlarını yerine getiremeyeceğini belirten Nişantaşı Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Erkan Erdem, yeterli miktarda su içmenin sadece böbrekler değil, vücudun sağlığı ve dengesi için de önemli olduğunu vurguluyor. Erdem, “Az su içmek kadar çok su içmek de tehlikeli, vücudun dengesi için ihtiyacınız kadar su için” dedi.

Yaz aylarında hava sıcaklığının artmasıyla daha çok terliyor ve daha fazla sıvı kaybediyoruz. Vücudumuzun yaklaşık yüzde 60’ı sudan oluşuyor ve hayati fonksiyonların devam etmesi için önemli bir sıvı dengesi bulunuyor.

Vücudumuzun dengesi için terleme, spor ve gün içinde metabolik faaliyetler sırasında kaybettiğimiz sıvıları yerine koymamız gerektiğini vurgulayan Nişantaşı Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Erkan Erdem, “Vücuttaki bütün sistemler, organlar ve hücreler yeterli su olmadan fonksiyonlarını tam olarak sürdüremez.

Su, hücrelerin ihtiyacı olan mineral, vitamin, protein, karbonhidrat, yağ gibi besin maddelerini ve hormonları hücrelere, dokulara ve organlara ulaştırarak vücudun hayati fonksiyonlarını devam ettirmesini sağlar” diye konuştu.

Mesane ve bağırsak kanseri riskini azaltıyor

Suyun hayati fonksiyonları yerine getirmede önemli olduğu kadar, hastalıklardan korunma da son derece etkili olduğuna değinen Erdem, sözlerine şöyle devam etti: “Yeterli sıvı tüketilmediği takdirde; kas spazmları, bulantı, yorgunluk hissi, cilt esnekliğinin kaybolması, kabızlık gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Bu belirtileri yaşamaya başladığınızda yeterli miktarda su tüketin ve düzenli bir su tüketim alışkanlığı geliştirin.

Düzenli ve yeterli miktarda tüketilen su, sırt ve eklem ağrıları, bağırsak kanseri, meme kanseri ve mesane kanseri riskini ciddi oranda azaltır. Vücut fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için sıvı alımı ve sıvı kaybının belirli bir dengede olması gerekiyor. Bu denge bozulduğunda, vücut eklemlerdeki ve faklı organlardaki suyu kullanmak zorunda kalır ve bu da sağlık sorunlarına sebep olur.”

Çok su içmek de tehlikeli

Çok fazla su tüketmenin de riskli olduğuna değinen Erdem, “Fazla su tüketimine bağlı olarak, böbreğin işlev kapasitesi aşılabilir, böbrekleriniz erken yorulabilir ve işlevlerini tam olarak yerine getiremez.

Ayrıca aşırı su tüketimi sonucu kandaki sodyum ve elektrolit seviyelerinin aniden düşmesine bağlı su zehirlenmesi yaşanabilir ve buna bağlı beyin ödemi gelişebilir ve beyin fonksiyonlarını tam olarak yerine getiremez. Önlem alınmadığı takdirde hayati risk taşıyan hastalıklara hatta ölüme bile neden olabilir.

Her bireyin günlük su ihtiyacı farklıdır. Bir uzmana danışıp; kronik hastalıklar, hamilelik, yaş ve cinsiyet faktörleri göz önünde bulundurularak günlük su ihtiyacı belirlenmelidir” dedi.

Çay ve kahve tüketimini azaltın

Sıcak havalarda sıvı kaybını dengede tutmak için önerilerde de bulunan Erdem, “Özellikle 11.00 ila16.00 saatleri arasında güneşin en tepede olduğu saatlerde sokağa çıkmayın. Sıcak günlerde güneş ışınlarını daha az çeken ve hava aldıran açık renk, bol, pamuklu kıyafetler giyin. Güneş en tepedeyken korunmasız bir şekilde spor yapmayın.

Vücudun elektrolit dengesi için bol su, ayran, soda ve evde yapılmış meyve suyu için. Yaz aylarında meyve, sebze ve salata yiyin. Bu gıdaların büyük bir kısmı sudan oluşmaktadır ve suyun uzun süre vücudunuzda kalmasına yardımcı olur.

Kahve ve çay tüketimini sınırlayın, çay ve kahve vücudumuzdan daha fazla sıvı atılmasına sebep olmaktadır. Günlük ortalama 2,5 ila3 litre su içmeye özen gösterin” uyarılarında bulundu.  

The post Az su içmek kadar çok su içmek de tehlikeli first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Spor yaparken maske takmak solunum yetmezliği ve ani kalp durmasına yol açabilir https://nisantasihastanesi.com.tr/spor-yaparken-maske-takmak-solunum-yetmezligi-ve-ani-kalp-durmasina-yol-acabilir/ Tue, 09 Jun 2020 07:23:49 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=5020 Maske ile spor yaparak hayatınızı riske atmayın! Salgınla birlikte maske hayatımızın en önemli aksesuarı oldu. Toplu taşımadan alışveriş merkezlerine kadar tüm kalabalık alanlarda kendimizi salgından maske ile korumaya çalışıyoruz. Koşu ve yürüyüşün yanı sıra birçok zorlayıcı sporu da maske takarak yaptığımızı ve fark etmeden hayatımızı riske attığımızı söyleyen Nişantaşı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. […]

The post Spor yaparken maske takmak solunum yetmezliği ve ani kalp durmasına yol açabilir first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Maske ile spor yaparak hayatınızı riske atmayın!

Salgınla birlikte maske hayatımızın en önemli aksesuarı oldu. Toplu taşımadan alışveriş merkezlerine kadar tüm kalabalık alanlarda kendimizi salgından maske ile korumaya çalışıyoruz.

Koşu ve yürüyüşün yanı sıra birçok zorlayıcı sporu da maske takarak yaptığımızı ve fark etmeden hayatımızı riske attığımızı söyleyen Nişantaşı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özgür Karacan, solunum sistemine vereceği yükten dolayı spor yaparken maske kullanılmaması konusunda uyarıyor. Karacan, “Spor yaparken maske kullanmak solunum yetmezliği ve ani kalp durmalarına yol açabilir” dedi.

Pandemi ile hayatımıza aniden giren ve günün her anında kullanmaya başladığımız maskenin spor yaparken kullanılması, hayatımız için risk yaratıyor. Sporun kalp ve damar sistemi için bir yük artışı olduğunu sözlerine ekleyen Nişantaşı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özgür Karacan, spor yaparken maske kullanmanın solunum sistemi üzerinde ayrıca bir direnç oluşturarak hayati risk oluşturacağını vurguluyor.

Maske solunum sistemine ek yük

Spor yaparken vücudumuzun daha fazla enerji ve oksijene ihtiyaç duyduğunu belirten Karacan, “Bu ihtiyacı karşılamak için kan basıncı, kalp atış ve nefes alış hızı artar. Sağlıklı bir kişi egzersize bağlı artan enerji ve oksijen ihtiyacı karşılayabilmektedir. Burun tıkanıklığının olduğu gibi maske de nefes almayı zorlaştırmaktadır. Bu zorlama ile maske sistem üzerinde ek yük yaratarak, ani kalp durmalarına ve ölüme yol açabilir” dedi.

Çarpıntı olursa maskeyi çıkarıp spora ara verin

Maske ile egzersiz yapılmamasını tekrarlayan Karacan, “Egzersiz sırasında nefes darlığı, baş ağrısı, denge kaybı, çarpıntı, kaslarda seğirme, kramp, yüzde aşırı kızarma gibi belirtiler gelişirse, panik yapmadan maskenizi çıkararak spora ara verin ve belirtiler geçene kadar dinlenin. Belirtilerin uzun süre geçmemesi durumunda en yakındaki sağlık kurumuna başvurun” diye konuştu.

Spor sırasında bulaş riskini azaltmanın en iyi yolu sosyal mesafenin korunması

Maskenin vücuttan çıkan karbondioksitin tekrar solunmasına neden olduğunu belirten Karacan, “Özellikle N95 gibi özel filtreli maskelerde kirli havanın solunması daha da artar. Böylece vücudumuz yeterli oksijeni alamaz. Ayrıca spor esnasında terleme ile oluşacak nem, virüs için son derece uygun bir ortam yaratmaktadır.

Hareket kaynaklı düşen maskemizi de sürekli düzeltmek isteyeceğiz ve dokunacağız. Bu da spor yaparken virüs ile kirlenme riskimizi artıracak. Solunum yetmezliği, ani kalp durması ve diğer saydığım sebeplerden dolayı spor yaparken maske kullanılmasını önermiyorum. Spor sırasında koronavirüs bulaş riskini azaltmanın en iyi yolu sosyal mesafenin korunmasıdır” şeklinde konuştu.

The post Spor yaparken maske takmak solunum yetmezliği ve ani kalp durmasına yol açabilir first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Stresle Mücadelede Yardımcı Olacak Besinler https://nisantasihastanesi.com.tr/stresle-mucadelede-yardimci-olacak-besinler/ Tue, 02 Jun 2020 08:48:44 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=4966 Koronavirüsle birlikte iş, okul ve ekonomik hayatımız ani ve keskin bir değişim yaşadı. Bu değişimle kaygılarımız ve stres kat sayımız arttı. Stresle baş etme yöntemi olarak birçoğumuzun şeker, un ve yağ içeriği yüksek besinlere yöneldiğini söyleyen Nişantaşı Hastanesi’nden Dyt. Psk. M. Berrin Ak, bu besinlerin obezite ve şeker hastalığı gibi birçok hastalığa zemin hazırladığını vurguladı. […]

The post Stresle Mücadelede Yardımcı Olacak Besinler first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Koronavirüsle birlikte iş, okul ve ekonomik hayatımız ani ve keskin bir değişim yaşadı. Bu değişimle kaygılarımız ve stres kat sayımız arttı. Stresle baş etme yöntemi olarak birçoğumuzun şeker, un ve yağ içeriği yüksek besinlere yöneldiğini söyleyen Nişantaşı Hastanesi’nden Dyt. Psk. M. Berrin Ak, bu besinlerin obezite ve şeker hastalığı gibi birçok hastalığa zemin hazırladığını vurguladı. Berrin Ak, stresin arttığı dönemlerde stres seviyesini azaltan besinleri tercih etmek son derece önemli diyerek, stresi azaltan 10 besini paylaştı.

Günümüzde birçok hastalığın altında yatan sebep olarak gösterilen stresten kurtulmak için kimilerimiz spora, kimilerimiz aşırı yemeye yöneliyoruz. Nişantaşı Hastanesi’nden Dyt. Psk. M. Berrin Ak, stresle baş etme yöntemi olarak yemek yemeyi seçenler için son derece sağlıklı ve  ile mücadele eden10 önemli besin önerisini paylaştı. Berrin Ak ayrıca, stresinizi azaltacak pratik ve lezzetli bir Anti-Stress Smoothie tarifi de hazırladı.

İşte Stresle Savaşan 10 Besin

Kabak Çekirdeği: Stres anında yükselen kortizol seviyesinin düzenlenmesinde rol oynayan ve stres belirtilerini azaltan magnezyumun başlıca kaynağıdır. Stresli olduğunuz dönemlerde 1 avuç kabak çekirdeğini ara öğünlerinize ekleyin.

Yulaf Ezmesi: Serotonin seviyesinin artmasına yardımcı olarak stresi azaltan yulaf ezmesini süt veya yoğurdunuza ekleyerek eğlenceli ve sağlıklı öğünler hazırlayın.

Kırmızı Biber: İyi bir C vitamini kaynağıdır. C vitamini kandaki stres hormonu olan kortizol seviyesini düşürerek stresinizi gidermenize yardımcı olur. Stresli zamanlarda kırmızı biberi yemeklerinize veya salatalarınıza ekleyin.

Yeşil Çay: Duygu durum bozuklukları üzerinde olumlu etkileri olan L-Theanine adlı amino asit içerir. L-Theanine, stresi azaltan serotonin ve dopamin hormonlarının üretimine yardımcı olurken; beyinde stres ile bağlantılı kimyasalların seviyesini düşürerek stres ve kaygıyı azaltır. Kalp, tansiyon gibi kronik sağlık probleminiz yoksa ara öğünlerde veya güne başlarken yeşil çay için.

Somon: Stresle mücadelede etkin rol üstlenen D vitamini ve Omega-3 yağ asitlerince zengin olan somon balığını, ızgara/haşlama/fırın gibi sağlıklı pişirme yöntemleriyle hazırlayarak haftada en az 2 kez tüketin.

Bitter çikolata: Serotonin ve endorfin gibi iyi hissetmemizi sağlayan nörotransmitterlerin beyindeki düzeyini artırır. Bu nedenle stresli anlarınızda kendinizi daha iyi hissetmek için kahvenizin yanında en az  yüzde 70 oranında kakao içeren bitter çikolata tercih edin.

Yeşil Mercimek: Ruh halini iyileştirmeye yardımcı olan selenyum açısından son derece zengin olan yeşil mercimeği salatalarınızda ya da yemeklerinizde kullanarak stresle mücadelenize dahil edebilirsiniz.

Kefir: Probiyotik besinler bağırsak florasını düzenleyerek stresin azaltılmasına yardımcı olur. Kefir tüketmeyi alışkanlık haline getirerek doğal bağırsak bakterilerini destekleyebilir; buna bağlı olarak strese bağlı hastalık riskini azaltabilirsiniz.

Yaban Mersini: Stresle mücadelede etkin bir kimyasal olan dopaminin üretimine yardımcı olur. Serbest radikallerle savaşan antioksidanlarca zengin yaban mersinini tek başına, smoothielerinize ve yoğurdunuza ekleyin.

Yumurta: Serotonin oluşturmaya yardımcı olan bir amino asit olan triptofanın başlıca kaynağıdır. Aynı zamanda D vitamini, çinko, magnezyum ve selenyum açısından zengin bir kaynak olan yumurtayı sofralarınızdan eksik etmeyerek strese savaş açabilirsiniz.

Anti-Stress Smoothie Tarifi

1 adet olgun muz

½ çay bardağı yaban mersini

2 yemek kaşığı yulaf ezmesi

½ çay bardağı yoğurt

1 çay bardağı süt

1 yemek kaşığı fıstık ezmesi

1 çay kaşığı bal

Tarçın (isteğe göre)

Yaban mersinini ve doğranmış muzu blendera koyun. Üzerine diğer malzemeleri ekledikten sonra pürüzsüz bir kıvam elde edinceye kadar karıştırın. Ana öğünlerinizde tüketebileceğiniz, içerdiği kompleks karbonhidrat, yağ, protein, lif ve antioksidanlar sayesinde stres seviyenizi azaltırken enerjinizi artıracak smoothieniz hazır.

The post Stresle Mücadelede Yardımcı Olacak Besinler first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Astım Hastalarının Covid-19 Döneminde Dikkat Etmesi Gerekenler Noktalar https://nisantasihastanesi.com.tr/astim-hastalarinin-covid-19-doneminde-dikkat-etmesi-gerekenler-noktalar/ Sun, 10 May 2020 09:02:39 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=4864 Bu yıl 5 Mayıs tarihine denk gelen Dünya Astım Günü aktiveleri kapsamında, her yıl toplum ve sağlık çalışanları için eğitim ve farkındalık toplantıları düzenlenmekte ve bir tema belirlenmektedir. Bu yılın teması da “Astım Ataklarına Son” olarak belirlenmiştir. 5 Mayıs Dünya Astım günü nedeniyle yeni tip koronovirüs (Covid-19) ve astım ilişkisine dikkat çeken Nişantaşı Hastanesi Göğüs […]

The post Astım Hastalarının Covid-19 Döneminde Dikkat Etmesi Gerekenler Noktalar first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Bu yıl 5 Mayıs tarihine denk gelen Dünya Astım Günü aktiveleri kapsamında, her yıl toplum ve sağlık çalışanları için eğitim ve farkındalık toplantıları düzenlenmekte ve bir tema belirlenmektedir.

Bu yılın teması da “Astım Ataklarına Son” olarak belirlenmiştir. 5 Mayıs Dünya Astım günü nedeniyle yeni tip koronovirüs (Covid-19) ve astım ilişkisine dikkat çeken Nişantaşı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özgür Karacan, astım hastalarını bu dönemde yapması gerekenler konusunda uyardı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi olarak kabul edilen yeni tip koronavirüs (Covid-19) hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir tehdit oluşturuyor.

Hastalığın kişiden kişiye damlacık enfeksiyonu şeklinde bulaştığını ve bulaştırıcılık oranının çok yüksek olduğunu söyleyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özgür Karacan, kronik akciğer hastalıklarının, diyabet ve kalp hastalıklarının ardından üçüncü önemli risk grubunu oluşturduğuna dikkat çekti.

Kronik akciğer hastalıkları içinde astım hastalığının da sayıldığını kaydeden. Karacan, “Astım hastaları, akciğer fonksiyonları düşebilen, solunum yollarında iltihabi hücrelerin artış gösterdiği ataklar yaşayabilen, solunum zorluğu gelişebilen hastalardır. Hastalığın ağırlığına bağlı olarak bir veya daha fazla ilacı bazen sürekli kullanmak zorunda kalabilirler” diye konuştu.

Karacan, astım hastalarının Covid-19 döneminde dikkate alması gereken 10 kuralı şöyle sıraladı:

  • Astım hastalarının yaşadığı kuru öksürük, nefes darlığı, göğüs kafesinde baskı, huzursuzluk hissi Covid-19 hastalarında da görülebilmektedir. Covid-19 hastalarında, ateş sıklıkla bu tabloya eşlik ederken astım hastalarında grip benzeri bir enfeksiyon tabloya eşlik etmiyorsa ateş görülmez. Bu benzer klinik görünüm karışıklıklara ve yanlış tanılara neden olabileceği için Covid-19 ayırıcı tanısında mutlaka astımın sorgulanması gerekmektedir.
  • Özellikle bahar döneminde astım ataklarının yaşanabileceği ve astım başvurularının her sene bu dönemde artış gösterdiği göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Covid-19, kişisel korunma tedbirleri arasında yer alan el hijyeni ve maske kullanımı astım hastaları için sorun yaratmaktadır. Dezenfeksiyon solüsyonları buharlaşmakta ve solunum sisteminin her noktasında tahriş yaratmakta, hatta astım atağını tetikleyebilmektedir. Maske ise zaten solunum zorluğu eğilimli astım hastalarında paniğe, endişeye neden olmaktadır.
  • Tüm toplumda olduğu gibi astımlı hastalar da hijyen stratejileri ve kişisel koruyucu ekipman kullanımı hakkında; Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığımızın enfeksiyon kontrolü önerilerine uymalıdırlar. Dezenfektanların aşırı kullanımının astım şikayetlerini artırabileceği akılda tutulmalı ve bu noktada dikkatli olunmalıdır.
  • Bu dönemde astım hastaları yakınmalarını en az düzeye indiren ilaçları kullanmaya devam etmelidir.
  • Kortizon içeren ilaçları kullanmalarını Covid-19 riskini düşürmek için kesmeleri durumunda hastalıklarının kötüleşmesi daha büyük risk oluşturmaktadır.
  • Ağızdan alınan kısa süreli kortizon tedavisi dahil astım ilaçlarının kullanımı Covid-19 için risk oluşturmamaktadır.
  • Bu dönemde buhar makinelerinden ilaç almaları parçacık (aerosol) oluşturma riski nedeniyle tavsiye edilmemektedir. Bunun yerine hastalar, toz/gaz ilaç veya kapalı sistemli ilaçları kullanmalıdır.
  • Solunum fonksiyon testi de aynı şekilde parçacık saçılımına neden olacağı için sadece gerekli önlemlerin alındığı laboratuvarlarda ve hekim isteği ile yapılmalıdır.
  • Covid-19 hastalığına yol açan virüs de diğer virüsler gibi astım atağına neden olabilir. Bu durumda makrolid grubu antibiyotikler astımın kontrolü için belirgin yarar sağlamaktadır. Hekim kontrolünde kullanılmalıdır.

The post Astım Hastalarının Covid-19 Döneminde Dikkat Etmesi Gerekenler Noktalar first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Hareketsizlik Boyun ve Sırt Ağrılarına Sebep Oluyor! https://nisantasihastanesi.com.tr/hareketsizlik-boyun-ve-sirt-agrilarina-sebep-oluyor/ Tue, 28 Apr 2020 07:02:30 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=4776 Boyun ve sırt tutulmalarını önlemek için alışkanlıklarınızdan kurtulun! Yeni tip koronovirüs (Covid-19) salgını sebebiyle pek çok şirketin evden çalışma sistemine geçtiği günlerde dünyanın her yerinde insanlar bu yeni sisteme uyum sağlamaya çalışıyor. Bu durumun ruhsal sorunların yanı sıra hareketsizlik nedeniyle birçok bedensel soruna da yol açtığını söyleyen Nişantaşı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. […]

The post Hareketsizlik Boyun ve Sırt Ağrılarına Sebep Oluyor! first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Boyun ve sırt tutulmalarını önlemek için alışkanlıklarınızdan kurtulun!

Yeni tip koronovirüs (Covid-19) salgını sebebiyle pek çok şirketin evden çalışma sistemine geçtiği günlerde dünyanın her yerinde insanlar bu yeni sisteme uyum sağlamaya çalışıyor.

Bu durumun ruhsal sorunların yanı sıra hareketsizlik nedeniyle birçok bedensel soruna da yol açtığını söyleyen Nişantaşı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Ersin Nuzumlalı, boyun ve sırt ağrılarını en aza indirecek önerilerini paylaştı.

Evde kalma sorunu olsun olmasın, özellikle masa başı çalışanlarda karşılaşılan en fazla hareketsizlik sorununun boyun tutulmaları olduğunu söyleyen Doç. Dr. Mustafa Ersin Nuzumlalı, “Diz üstü bilgisayarların kullanımı, masadan çok evdeki sehpanın üzerinde çalışma yöntemi, yatağımız, uzandığımız yerden çalışmalar vücut anatomisini zorluyor. Bir yandan hareketsizlik diğer yandan da uygun olmayan pozisyonlar eklemleri ve omurgayı bozuyor” dedi.

“Uzun süre aynı pozisyonda oturmayın”

Hareket sisteminin düzgün ve sağlıklı çalışması için bir eklemin uzun süre hareketsiz kalmaması gerektiğine dikkat çeken Nuzumlalı, “Hareketsizlik, eklem sertliği ve zamanla kireçlenmeler oluşturur. Bir adaleyi uzun süre çalışIrmazsanız zayıflar ve gücünü kaybeder. Her zaman söyleyeceğimiz, asla uzun süre aynı pozisyonda oturmayın.

Gerekmese bile muhakkak her saat başı kalkın ve ev içinde yürüyüş yapın. Bunun yanı sıra sırt ve bel germe egzersizleri veya eğer spor salonu alışkanlığınız varsa küçük ev içi aletlerle bu alışkanlığınızı eve taşıyın” şeklinde konuştu.

Baş ve boyun bölgesi sorunlarını önlemek için oturma pozisyonunun düzeltillmesi gerektiğini kaydeden Nuzumlalu, “Her saat başı çalışmaya 10 dakika ara verilmeli ve bu arada sırt ve boyun egzersizleri yapılmalıdır.” dedi.

“Sırt desteği olmadan oturmayın”

Baş ve boyun ağrılarından sonra oturma bozukluğu ve hareketsizlik kaynaklı en çok ağrıların sırt bölgesinde gerçekleştiğini belirten Nuzumlalı, “Oturma bozukluğunun en önemli nedeni uygun olmayan koltuk ve masa kullanımıdır. İdeal olarak koltuk beş ayaklı olmalı ve her yöne kolaylıkla dönebilmelidir.

Bu sayede çalışırken yapılan dönme hareketleri belden değil koltuk vasıtası ile tüm vücuttan yapılır. Koltuğun ayarlanabilir sırt desteği olmalıdır. Sırt desteği bel çukurluğunu desteklemelidir.

Sırt desteği ile oturma platformu arasındaki açı (oturma açısı 90 derece olmalıdır). Dik pozisyonda oturulmalıdır. Her saat başı 10 dakika ara verilmeli ve bu arada sırt ve bel egzersizleri yapılmalıdır” dedi.

The post Hareketsizlik Boyun ve Sırt Ağrılarına Sebep Oluyor! first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Ramazan Ayını Sağlıklı ve Enerjik Geçirmek için Beslenme Önerileri https://nisantasihastanesi.com.tr/ramazan-ayini-saglikli-ve-enerjik-gecirmek-icin-beslenme-onerileri/ Sat, 25 Apr 2020 13:56:56 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=4761 En Önemli Öğün: Sahur! Ramazan ayının gelmesine sayılı günler kaldı. Bu dönemde uzun süreli açlık sonrası geç saatte yenen ağır iftar yemeği, yeterince sıvı alınmaması, düşen kan şekerinin etkisi ile günlük tatlı tüketiminin artması gibi etkenler sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Nişantaşı Hastanesi’nden Dyt. Psk. M. Berrin Ak, özellikle salgın sebebiyle evde kalındığı bu günlerde sağlığın […]

The post Ramazan Ayını Sağlıklı ve Enerjik Geçirmek için Beslenme Önerileri first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
En Önemli Öğün: Sahur!

Ramazan ayının gelmesine sayılı günler kaldı. Bu dönemde uzun süreli açlık sonrası geç saatte yenen ağır iftar yemeği, yeterince sıvı alınmaması, düşen kan şekerinin etkisi ile günlük tatlı tüketiminin artması gibi etkenler sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Nişantaşı Hastanesi’nden Dyt. Psk. M. Berrin Ak, özellikle salgın sebebiyle evde kalındığı bu günlerde sağlığın sürdürülebilmesi ve bağışıklığın güçlü kalabilmesi için iftardan sahura kadar besinlerin çeşitli, dengeli ve doğru bir şekilde alınması gerektiğine dikkat çekiyor.

Sahura kalkmadan oruç tutmanın gün içinde kan şekeri düşmesine ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olacağını ve oruç tutanların sahura kalkmasının sağlık açısından oldukça önemli olduğunu söyleyen Berrin Ak, sahurun imsak vaktine yakın bir zamanda yapılmasını ve sahurda kolay hazmedilebilen, protein içeriği yüksek besinlerin tüketilmesinin önemini vurguladı.

“Acılı, baharatlı ürünler mide bulantısına neden olabilir”

Sahurda; salam, sosis, sucuk ve pastırma gibi şarküteri ürünleri, kızartma, kavurma gibi acılı, baharatlı, yağ oranı yüksek gıdalar ve unlu, şekerli, tuzlu besinlerin gün gün boyu mide bulantısı yaşanmasına neden olabileceğini söyleyen Ak, “Süt, yumurta, az tuzlu ya da tuzsuz peynir, salatalık, domates, yeşillik, ceviz-fındık-badem gibi kuruyemişler ve bir iki dilim tam buğday ekmeğinden oluşan hafif bir kahvaltı ya da çorba, ayran, şekersiz ya da az şekerle yapılmış kompostolar sahurda tercih edilebilir. Sahurda kızartılmış besinlerin tüketiminden kaçınılmalı ve yemek yedikten hemen sonra yatılmamalıdır” dedi.

“Ana yemeğe 10-15 dakika sonra geçin”

Oruç tutanların iftarını su, zeytin veya hurma ile açtığını kaydeden Ak, “İftar sonrasında hazımsızlık ve gaz şikayetinin olmaması için yemeğe çorba, yoğurt ve salata gibi hafif yemeklerle başlanmalı ve yemekler iyice çiğnenerek tüketilmelidir.

İftarda içilen çorba hem bir miktar sıvı ihtiyacını karşılar hem de mide doygunluğunu arttırır. Beyne tokluk sinyalinin gitmesini sağlamak ve aşırı yemek yemeyi önlemek için ise ana yemeğe 10-15 dakika bekledikten sonra geçilmelidir” dedi. Ak, sözlerine, “Sahur dışında yapılan tek ana öğün iftar olduğu için özellikle iftarda tüm besin gruplarından almaya özen gösterilmelidir.

Eğer iftarda bir gün et yemeği yenmişse diğer günler sebze ya da kurubaklagil gibi yemekler tercih edilmelidir. Pirinç pilavı, beyaz ekmek gibi kan şekerini hızlı yükselten besinler yerine tam buğday ekmeği, kuru baklagiller, kepekli makarna gibi glisemik indeksi düşük lif içeriği yüksek besinler tercih edilmelidir.

Lifli besinler hem tokluk süresini uzatır hem de az yemeye bağlı kabızlık sorununun giderilmesine yardımcı olur” diyerek devam etti.

“Çay, kahve, kola gibi kafein içeren içecekler su yerine geçmez”

Ramazan ayında birçok kişinin yaşadığı baş ağrısı, yorgunluk ve konsantrasyon eksikliğine neden olabilecek sıvı kaybı (dehidrasyon) yaşamamak için iftarla sahur arasında bol sıvı alınması gerektiğini söyleyen Ak, “Çay, kahve, kola gibi kafein içeren içecekler su yerine geçmemekte ve vücutta diüretik (su atıcı) etki yapmaktadır.

Dolayısıyla bu içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalı, sahura kadar belli aralıklarla en az 2 litre su ve 1 şişe maden suyu tüketilmelidir. Ayrıca yemekle birlikte çay ve kahve tüketimi besinlerden alınan vitamin ve mineral emilimini engelleyeceğinden bu içecekler yemekten en az 45 dk sonra içilmelidir” dedi.

“Gündüz uykusu yerine gece uykusu”

Bu sene evde kalmak zorunda olduğumuz Ramazan ayında oruç tutarken bolca uyumak istenebileceğine dikkat çeken Ak, “Gün boyu uyumak vücudun bağışıklık sistemini zayıflatacağından gece saatlerinde 7 ila 9 saat kadar uyumak sağlık açısından daha uygun olacaktır.

Ayrıca gün içinde hareketsiz kalmamak gerekir. Düzenli spor yapan bireylerin oruç tutarken de spor yapmasında bir sakınca yoktur. Fakat yapılan sporun dozunun düşürülmesi gerekir. Önerim yapılacak sporun iftara yakın veya iftardan bir buçuk, iki saat sonra yapılmasıdır” şeklinde konuştu.

Ak, son olarak diyabet ve tansiyon hastaları, gebe ve emzikli kadınlar, gelişme çağındaki çocuklar, çok yaşlı olan hastalar, kalp ve böbrek hastaları, her gün ilaç kullanması gereken hastalar ve özel bir diyet uygulaması gereken ülser, kolit, kronik bağırsak hastalığı olanların hekime danışmadan oruç tutmasının sağlık açısından sakıncalı olabileceği konusunda uyardı.

The post Ramazan Ayını Sağlıklı ve Enerjik Geçirmek için Beslenme Önerileri first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Bağışıklık Güçlendirici Mucize Besinler https://nisantasihastanesi.com.tr/bagisiklik-guclendirici-mucize-receteler/ Fri, 03 Apr 2020 13:06:42 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=4689 Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi olarak kabul edilen koronavirüs (Covid-19) hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir tehdit oluşturuyor. Dünyada yeni tip koronavirüs tehlikesinin günden güne arttığı gözlemlenirken uzmanlar, hastalık için korunma önlemlerine dikkat edilmesinin yanı sıra bağışıklık sisteminin de güçlendirilmesinin önemini vurguluyor. Diyetisyenimiz M. Berrin Ak, koronavirüse karşı bağışıklık güçlendirici besin […]

The post Bağışıklık Güçlendirici Mucize Besinler first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi olarak kabul edilen koronavirüs (Covid-19) hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir tehdit oluşturuyor.

Dünyada yeni tip koronavirüs tehlikesinin günden güne arttığı gözlemlenirken uzmanlar, hastalık için korunma önlemlerine dikkat edilmesinin yanı sıra bağışıklık sisteminin de güçlendirilmesinin önemini vurguluyor.

Diyetisyenimiz M. Berrin Ak, koronavirüse karşı bağışıklık güçlendirici besin önerilerinde bulunurken immünolojik reçine tarifini paylaştı.

Koronavirüs salgını her geçen gün tüm dünyada etkisini artırırken, salgın hastalıklar kadar, bu hastalıklarla ilgili yanlış bilgiler de çok hızlı yayılıyor.

Koronavirüs hastalığını iyileştirebilecek veya virüsün bulaşmasını tek başına engelleyebilecek bir gıdanın bulunmadığını söyleyen M. Berrin Ak, hastalık derecesi ve ölüm riski, bağışıklık sistemindeki zayıflamayla ilişkilendirildiğinden, bu süreçte bağışıklığının güçlü tutulmasının önemli olduğuna dikkat çekti.

Ak, vitaminler, mineraller ve antioksidanlarla zenginleştirilmiş bir beslenmenin enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini düşürdüğünü söyledi.

Hangi besinler virüsten koruyor?

Virüslere karşı başta zencefil, kekik, adaçayı, fesleğen gibi bitkilerin etkili olduğunu belirten M. Berrin Ak, vücut direncine ve bağışıklık sistemine iyi gelecek besinleri sıraladı:

Antiviral Otlar: Zencefil, ekinezya, adaçayı, fesleğen, kekik, ginseng, yeşil çay

Probiyotikler: Kefir, ev turşusu, tarhana, probiyotik yoğurt, şalgam suyu

Prebiyotikler: Soğan, sarımsak, pırasa, muz

Omega-3: Balık, keten tohumu, ceviz, chia tohumu

Baharatlar: Zerdeçal, karabiber, siyah susam, kimyon, pul biber, safran, sumak

C vitamini: Turunçgiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler

Koronavirüs salgınında uzak durulması gereken besinler

Rafine şeker içerenler: Bisküvi, pasta, çikolata, hazır meyve suları, asitli içecekler vb.

Gluten içerenler: Buğday unu, ekmek, pide, lavaş, pasta, kek, bulgur, kraker

Trans yağ içerenler: Hazır pasta, kek, kurabiye, margarin, kızartılmış besinler, fast food

İşlenmiş, paketli besinler: Hazır kek, çikolata, gofret, cips gibi paketli atıştırmalıklar

İşlenmiş etler: Sucuk, salam, sosis, pastırma, jambon, füme

Bağışıklık Güçlendirici, İmmünolojik Reçine

Bir kibrit kutusu kadar rendelenmiş zencefilin üzerine bir yemek kaşığı kadar taze limon sıkın.

Ardından 1 çay kaşığı zerdeçal, bir çimdik karabiber ve 1.5 çay kaşığı bal ekleyip iyice karıştırın.

Hazırladığınız reçinenin üzerini sıcak su ile tamamlayıp sabahları tok karna tüketin.


*** Alerjisi olan ve düzenli ilaç kullananlarda reçine ve otlar uzmana danıştıktan sonra tüketilmelidir.

The post Bağışıklık Güçlendirici Mucize Besinler first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Kışın İçinizi Isıtacak Besinler https://nisantasihastanesi.com.tr/icinizi-isitacak-besinler/ Thu, 30 Jan 2020 09:08:36 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=4205 Aniden soğuyan ve ısınan havalarda, vücudumuz ısı dengesini koruyamayabilir. Havanın aniden soğuması sonucu düşen vücut sıcaklığıyla birlikte bağışıklık sistemimiz de zayıflar. Dolayısıyla soğuk algınlığı, grip, nezle, öksürük, ateş gibi durumlarla karşılaşabiliriz. Özellikle çocuklar, gebeler, yaşlılar ve demir eksikliği olan bireylerin sık hastalanmalarında vücut sıcaklığının düşmesi önemli bir rol oynamaktadır. Böyle dönemlerde vücudu içten ısıtacak ve […]

The post Kışın İçinizi Isıtacak Besinler first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Aniden soğuyan ve ısınan havalarda, vücudumuz ısı dengesini koruyamayabilir. Havanın aniden soğuması sonucu düşen vücut sıcaklığıyla birlikte bağışıklık sistemimiz de zayıflar. Dolayısıyla soğuk algınlığı, grip, nezle, öksürük, ateş gibi durumlarla karşılaşabiliriz.

Özellikle çocuklar, gebeler, yaşlılar ve demir eksikliği olan bireylerin sık hastalanmalarında vücut sıcaklığının düşmesi önemli bir rol oynamaktadır. Böyle dönemlerde vücudu içten ısıtacak ve vücut direncini arttıracak besinleri düzenli olarak tüketmek oldukça önem taşımaktadır.

İşte vücudumuzun termojenik dengesini ayarlayarak bizi sıcak tutacak 8 besin:

 

 

Tarçın: Soğuk havalarda çabuk üşüyor, sık hastalanıyorsanız ısıtıcı özelliği bulunan tarçından farklı şekillerde yararlanabilirsiniz. Çubuk tarçını suyunuza ve çayınıza; toz tarçını sütünüze ve yoğurdunuza ekleyerek hem içinizi ısıtıp hem de oluşan tatlı isteğini bastırabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Zencefil:  Termojenik özelliğe sahip bir bitki kökü olan zencefili toz halinde çorbanıza, çayınıza, kurabiyelerinize ekleyebilirsiniz. Ayrıca zencefili çeşitli karışımlarda kullanarak, vücutta oluşmuş olan hipoterminin düzelmesine katkı sağlarken bağışıklık sisteminizi de destekleyebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Zerdeçal: Vücudu ısıtan bir diğer baharat olan zerdeçalı çorbalara, yemeklere ve salatalara ekleyebilirsiniz. Hatta sütünüze ekleyerek hazırlamış olduğunuz altın sütle, gün içinde enerjinizi artıracak güzel bir ara öğün yapabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Kırmızı acı biber: İçinde bulunan ve acı tadın kaynağı olan ‘kapsaisin’ maddesi daha fazla enerji harcamamızı sağlayarak vücut sıcaklığını arttırmaktadır. Dolayısıyla soğuk havalarda yemeklerinizi tatlandırmak için kullandığınız pul biberle vücut sıcaklığınızı dengede tutabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Keçiboynuzu Pekmezi:  Kansızlık (anemi) sorunu olanlar daha fazla üşür. Demir içeriği yüksek keçiboynuzu pekmezi, kansızlık sorununa iyi gelerek vücut sıcaklığının düzenlenmesine katkıda bulunur. Vücuda ısı ve direnç kazandırması ve enerji vermesi için her gün 1 çorba kaşığı keçiboynuzu pekmezi tüketebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Yumurta: Vücudun ısı dengesini kurmak için protein ve demir kaynağı besinler son derece önemlidir. Anne sütünden sonra en kaliteli protein kaynağı olan yumurta demir yönüyle de zengindir. Farklı şekillerde tüketebileceğimiz yumurtayı, üzerine vücut sıcaklığını arttırmaya yardımcı olan karabiber ekleyerek daha faydalı hale getirebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

Kırmızı Pancar:  Vücudumuz  kök sebzeleri sindirirken daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Bunun sonucunda üretilen ısıyla vücut sıcaklığımız  yükselmiş olur. Kök sebzelerden özellikle kırmızı pancar, vücut sıcaklığını arttırırken aynı zamanda güçlü antioksidan özelliğiyle bağışıklık sistemimizi de destekler. Kalorisi oldukça düşük olan pancarı salatalara ekleyerek tüketebilirsiniz.

 

 

 

 

 

Salep: Kışın sevilen içeceklerinden olan salep, özellikle zencefil ve toz tarçın eklenerek tüketildiğinde vücut ısısını dengeleyici bir besin haline gelmektedir. Bir bardak salep yaklaşık 200 kalori olup ara öğün olarak tüketilebilir.

 

 

 

 

 

Kış Soğuklarından ve Hastalıklarından Koruyan Reçine Tarifi

1 kibrit kutusu kadar rendelenmiş zencefilin üzerine 1 yemek kaşığı taze sıkılmış limon suyunu ekleyin. Ardından 1 çimdik kırmızı toz acı biber ve 1 çay kaşığı bal ekleyin. Oluşturmuş olduğunuz reçinenin üzerini sıcak su ile tamamlayıp sabahları tok karna tüketin.

Sağlıklı günler diliyorum.

Dyt. Psk. M. Berrin AK

The post Kışın İçinizi Isıtacak Besinler first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Kırmızı Et Yemek Endometriozis (Çikolata Kisti) Riskini Artırıyor https://nisantasihastanesi.com.tr/kirmizi-et-yemek-endometriozis-cikolata-kisti-riskini-artiriyor/ Tue, 29 Jan 2019 13:19:13 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=174 Endometriosis yada bilinen adı ile Çikolata Kisti hastalığı, doğurgan çağdaki kadınlarımızın %25-30’unda karşımıza çıkan ve üreme organlarını etkileyen bir hastalıktır. Bu destrüktif yani hasar verici hastalık, gebelik ve bebek arzulayan kadınlarımızın bebeklerine ulaşmasını zorlaştırabilmektedir. Hastalığın risk faktörleri arasında yıllardır bildiğimiz; ⋅ Ailesel taşıyıcılık ⋅ İlk adeti 11 yaşından önce görmek ⋅ Hiç doğum yapmamış olmak […]

The post Kırmızı Et Yemek Endometriozis (Çikolata Kisti) Riskini Artırıyor first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Endometriosis yada bilinen adı ile Çikolata Kisti hastalığı, doğurgan çağdaki kadınlarımızın %25-30’unda karşımıza çıkan ve üreme organlarını etkileyen bir hastalıktır.

Bu destrüktif yani hasar verici hastalık, gebelik ve bebek arzulayan kadınlarımızın bebeklerine ulaşmasını zorlaştırabilmektedir.

Hastalığın risk faktörleri arasında yıllardır bildiğimiz;

⋅ Ailesel taşıyıcılık

⋅ İlk adeti 11 yaşından önce görmek

⋅ Hiç doğum yapmamış olmak

⋅ Sık adet olmak (27 günden daha sık)

⋅ Uzun ve ağır geçen adet periyodu sayabiliriz.

Ancak 2018 Ağustos ayında Amerikan Journal of Obstetrics and Gynecology dergisinde yayınlanan geniş bir vaka serisinde yapılan çalışmaya göre kırmızı et yemenin bu hastalığı şiddetlendirdiği ve ortaya çıkışını kolaylaştırdığı yönünde kanıtlar bulundu.

Çalışmaya göre ağırlıklı olarak balık tüketen kadınlarda daha az endometriozis hastalığı görülürken, özellikle işlenmemiş kırmızı eti pişirip yiyen kadınlarda daha sık ve şiddetli endometriozis hastalığına rastlanmaktadır.

Son yıllarda yapılan bazı çalışmaların amacı diyet ve egzersiz gibi endometriozis gelişimine yol açabilecek değiştirilebilir etkenleri belirlemektir. Yediğiniz gıdalar belirli hormonların kan seviyesini etkileyebilmekte ve bu da endometriozis gelişimi üzerine etkili olabilmektedir.

Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan bu son çalışmada et ürünlerinin endometriozis hastalığının enflamatuar ve proliferatif özelliklerini destekleyen ve şiddetlendiren östrojen ve prostoglandin hormonlarının kan seviyelerini arttırabildiğini göstermiştir.

Ancak bu verilere ve bilgilere rağmen bugüne kadar bu konuda 2 vaka kontrol çalışması yapılmış ve bu çalışmalar tutarsız sonuçlar vermişti. Bu son çalışmada ise araştırmacılar kırmızı et, kümes hayvanları ve deniz ürünlerini daha fazla tüketmenin daha yüksek endometriozis riski ile ilişkili olup olmadığını belirlemek için kolları sıvamış ve çalışmayı başlatmışlar.

Oldukça uzun süren çalışma 1991-2013 yılları arasında 81.908 sağlık çalışanı arasında yapılmış ve her 4 yılda 1 diyet alışkanlıkları anketi yapılarak gruplandırılmışlardır.

Daha sonra ise hangi gıda ürünlerinin endometriozis gelişimi ile ilişkili olma olasılığının daha yüksek olduğunu hesaplamak için tüm verileri karşılaştırmış ve analiz etmişler. Çalışma süresince 3800 laparoskopik olarak tanısı doğrulanmış endometriozis olgusu bildirmişler.

Sonuçlara göre günde 2 porsiyon kırmızı et tüketen kadınların, haftada 1 porsiyon veya daha azını tüketen kadınlara göre %56 oranında daha fazla endometriozis gelişime riski olduğunu göstermişlerdir.

Çalışmada işlenmemiş kırmızı et olarak hamburger, dana eti, kuzu eti, domuz eti, karaciğer tüketilmesini en yüksek ve güçlü faktör olarak saptamışlar. Bu ürünleri tüketenlerin endometriozis’e yakalanmanın 1.57 kat daha riskli saptadıklarını ifade etmektedirler.

Araştırmadaki ilginç nokta ise bu risk artışının ve kırmızı et tüketmenin zararının özellikle çocuğu olan ve kısırlık sorunu olmayan kadınlar arasında daha yüksek görülmesi oldu.

Yani infertilite sorunu olan ve bebek isteyen kadınlar için bu risk daha düşük ve kırmızı et tüketmenin korkulacak bir yanı olmadığından bahsetmişlerse de ben hastalarıma dengeli ve içinde deniz ürünlerinin ağırlıkta olduğu iyi bir diyet ve yeme alışkanlığı önermekteyim.

İşlenmiş et ürünü tüketen kadınlarda 2 kat daha sık çikolata kisti görülüyor

İşlenmemiş kırmızı eti fazlaca tüketmek zararlı dedik ama buradan o zaman hotdog, sosis, salam, pastırma, jambon, kavurma gibi işlenmiş et ürünlerini temize çıkardığımız anlaşılmamalı. Bu tarz beslenen ve haftada 5 porsiyondan fazla işlenmiş et ürünü tüketen kadınlarda da 2 kat daha sık endometriozis’e yakalanma riski olduğu rapor edilmiştir.

Sonuçlara göre; Kümes hayvanları, balıklar ve kabuklu deniz hayvanlarını ve yumurtanınendometriozis riskinden bağımsız olduğunu ortaya koymuştur.

Özetleyecek olursak kırmızı etin fazla tüketiminin endometriozis artırdığını ve özellikle doğumunu yapmış ama ağrı şikâyeti daha fazla olan endometriozis riski olan kadınlarımızın diyetine dikkat etmesini, dengeli beslenmesini ve deniz ürünlerinin muhakkak diyete dâhil edilerek beslenmeye özen göstermenin endometriozis gibi hormon bağımlı kadınsal hastalıklar açısından fayda sağlayacağını unutmayınız.

Yrd. Doç. Dr. Cemil KARAKUŞ

Kadın Hastalıkları ve Doğum

The post Kırmızı Et Yemek Endometriozis (Çikolata Kisti) Riskini Artırıyor first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Meningokok Aşısı https://nisantasihastanesi.com.tr/meningokok-asisi/ Tue, 29 Jan 2019 13:13:05 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=171 Meningokok Aşısı, ABD’nde rutin aşı programında yer alan bu aşı, yurdumuzda da ruhsat alarak kullanılmaya başlanılmıştır. Menenjit türleri içinde en ağır ve tehlikeli tür olarak bilinen meningokok türüne karşı, birçok Avrupa ülkesi ve ABD’nde rutin aşı programında yer alan meningokok aşısı, yurdumuzda da ruhsat alarak kullanılmaya başlanılmıştır. Bundan önce yurdumuzda, sadece endemik bölgelere ve hacca […]

The post Meningokok Aşısı first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Meningokok Aşısı, ABD’nde rutin aşı programında yer alan bu aşı, yurdumuzda da ruhsat alarak kullanılmaya başlanılmıştır.

Menenjit türleri içinde en ağır ve tehlikeli tür olarak bilinen meningokok türüne karşı, birçok Avrupa ülkesi ve ABD’nde rutin aşı programında yer alan meningokok aşısı, yurdumuzda da ruhsat alarak kullanılmaya başlanılmıştır.

Bundan önce yurdumuzda, sadece endemik bölgelere ve hacca giden kişilere yapılan aşı bulunmaktaydı. Bu aşının küçük çocuk ve gençlerde yeterli etkinliği olmadığından rutin aşı programında kullanılmamaktaydı. Yeni ruhsat alan ve meningokokların 4 alt tipine karşı etkili olan aşılar artık çocuklara da uygulanmaya başlanmıştır.

Menenjit, değişik mikroorganizmaların beyin zarlarını tutması sonucu gelişen akut, oldukça ağır seyreden, ölüme neden olabilen, iyileşen hastalarda sekel kalma olasılığı yüksek olan bir enfeksiyon hastalığıdır. 5 yaş altı çocuklarda daha sık gözlenmekte ve oldukça ağır seyretmektedir.

Bakterilerle oluşan menenjitlerin en sık görülen etkenleri; N. Meningitis, S. Pneumonia ve H. İnfluenza TipB iken, son yıllarda son ikisine karşı geliştirilen ve rutin olarak ülkemizde de uygulanan aşılarla S. pneumonia (pnömokok) ve H. İnfluenza B menenjiti vakaları çok azalmıştır. Ancak, N. Meningitis (Meningokok), menenjit vakalarının önde gelen sebebi olmaya devam etmektedir.

Menenjit hastalığı, ani başlayan ateş, başağrısı, kusma, hızla vücuda yayılan döküntüler şeklinde seyrederken, bazen cilt içi kanamalarla septik şoka yol açmakta ve % 15-20 oranında ölümle sonuçlanabilmektedir. İyileşen vakalarda ise % 30 sekel bırakmaktadır.

Dünyanın her yerinde görülmekle birlikte Afrika’da içinde Suudi Arabistan’ın da yer aldığı ve menenjit kuşağı olarak adlandırılan bölgede en sıktır. Bu nedenle hacca gidip dönen erişkinler meningokok enfeksiyonunun taşınması ve bulaştırıcılığında önemli olabilmektedirler.

Türkiye, menenjit açısından orta derecede riskli bir ülkedir. 2008 yılı istatistiklerine göre türkiye’de 5 yaş altı çocuk ölümlerinin % 10’u meningokokal hastalıklar nedeniyle olmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), meningokok enfeksiyonları açısından yüksek veya orta derecede riskli olan ülkelerde aşının rutin olarak yapılmasını, düşük riskli bölgelerde ise risk gruplarına (kalabalık ortamda yaşam, kreşler, askerler, bağışıklık sistemi eksikliği..) uygulanmasını önermektedir.

Ülkemiz orta derecede riskli bölgeler arasında olduğu için, ülkemizde de ruhsat alan ancak henüz sağlık bakanlığı aşı şemasında yer almayan Meningokok aşısının tüm çocuklara uygulanmasını önermekteyiz.

Meningokok Aşısı Fiyatları 2026

Meningokok aşısı fiyatları 2026 hakkında bilgi almak için bizlere hemen ulaşabilirsiniz.

The post Meningokok Aşısı first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Dudak Estetiği Fiyatları https://nisantasihastanesi.com.tr/dudak-estetigi-fiyatlari/ Mon, 07 Jan 2019 09:54:06 +0000 https://nisantasihastanesi.com.tr/?p=4727 Dudak Estetiği Nedir? Dudak Estetiği; Uzman doktorlarımız ve profesyonel ekibimizle hastalarımızın daha estetik bir görünüm kazanmasını sağlamaktayız. Konuyla ilgili her detay için bizimle iletişime geçilebilir. Dudak estetiği; oldukça geniş bir açılım gerektiriyor. Zira dudak estetiği yalnızca dudak kalınlaştırma anlamına gelmemektedir. Dudak estetiği; dudakların daha estetik ve simetrik bir görünüme kavuşturulması için uzman doktorlarımız tarafından gerçekleştirilen […]

The post Dudak Estetiği Fiyatları first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>
Dudak Estetiği Nedir?

Dudak Estetiği; Uzman doktorlarımız ve profesyonel ekibimizle hastalarımızın daha estetik bir görünüm kazanmasını sağlamaktayız. Konuyla ilgili her detay için bizimle iletişime geçilebilir.

Dudak estetiği; oldukça geniş bir açılım gerektiriyor. Zira dudak estetiği yalnızca dudak kalınlaştırma anlamına gelmemektedir. Dudak estetiği; dudakların daha estetik ve simetrik bir görünüme kavuşturulması için uzman doktorlarımız tarafından gerçekleştirilen bir müdahaledir.

Dudak Estetiği Gerektiren Durumlar

Dudak estetiği birçok durumdan dolayı yapılabilir.

  • Dudak yapısı ince olabilir.
  • Dudak yapısı kalın olabilir.
  • Yaş ilerlemesine bağlı olarak dudakların kalınlığında azalmalar meydana gelmiş olabilir.
  • Çeşitli nedenlerden dolayı dudakta şekil bozuklukları olabilir.


Bu gibi nedenlerle hastalarımız bize başvurmaktadır. Özel bir muayene sonrasında hastamızın problemi teşhis edilir. Uzmanımız, gerekli değerlendirmeyi yaparak hastamıza hangi uygulamanın yapılması gerektiğine karar verir. Elbette, bu kararlar hastamızın beklentileri de dikkate alınarak belirlenir.

Dudak İnceltme İşlemi

Aşırı ve hastayı rahatsız edici şekilde kalın olan dudakların küçültülmesi işlemidir. Bu işlemde; kalın olan dudağın mukozasından yani; kırmızı renkli kısmına işlem uygulanır. Bu kısımdan elips şeklinde bir parça altındaki yağ dokularıyla birlikte çıkartılır.

Daha sonra özel bir teknikle dikilir. Bu işlem uzmanımız tarafından lokal anestezi uygulanarak gerçekleştirilir. Uygulama sonrasında dudakta hafif şişlik ve morluklar oluşabilir. Bu son derece normal bir durumdur. Bu etkiler geçicidir. Birkaç gün içerisinde tamamen kaybolurlar.

Hastalarımızın en tedirgin olduğu nokta ise uygulama esnasında atılacak dikişlerin görünüp görünmeyeceğidir. Bu işlem için uygulanan dikiş izleri görünür değildir. Dolayısıyla hastalarımız için bir estetik kaygıya sebebiyet vermez. Aynı zamanda her hangi bir iz kalması da söz konusu değildir.

Dudak Kalınlaştırma

Dudakların inceliğinden şikayet eden hastalarımız için uyguladığımız bir işlemdir. Dudak kalınlaştırma işlemi için dolgu maddeleri, yağ greftleri ve fasia greftleri kullanılabilir. Kullanılacak özel maddeler ile dudak hacmi artar. Böylece dudağın kalınlaşması sağlanmış olur. Burada, hangi maddenin kullanılacağı uzman doktorumuzun muayenesi ve hastamızın genel durum ve beklentileri gibi faktörlere bağlı olarak belirlenir.

Dudak kalınlaştırma işlemi, cerrahi bir müdahale değildir. Cilt altına ve mukoza altına doktorumuz tarafından enjekte edilen hyaluronik ile dudağın kalınlaştırılması işlemidir. Son derece basit bir işlemdir. Hastamız, uygulama sonrasında hemen iş ve sosyal yaşantısına geri dönebilir.

Dudak Estetiği Sonrası Süreç

Her uygulama sonrasında olduğu gibi dudak estetiği sonrasında da bazı hususlara gereken önem gösterilmelidir.

  • Uygulama sonrasında doktorumuzun tavsiyeleri dikkate alınmalıdır.
  • Uygulamanın hemen sonrası havuza girilmemelidir. Zira, havuzlardan enfeksiyon kapma riski her zaman yüksektir. Özellikle estetik uygulamalar sonrasında bu hususa daha fazla dikkat edilmelidir. Uygulamadan üç gün sonra rahatlıkla havuza girilebilir.
  • Uygulama sonrası en az bir hafta makyajdan uzak durulmalıdır. Bilindiği gibi kozmetik ürünler kimyasal madde içermektedir. Bu kimyasallar dudak estetiği işlemine zarar verebilir. Bu nedenle; bu süreçte makyajdan kaçınılmalıdır.
  • Dudağın, güneşin zararlı ışınlarından korunması için güneş kremi kullanılabilir. Güneş kremi, doktorumuzun önerdiği bir krem olmalıdır. Bunun yanı sıra; yine doktorumuzun tavsiyesi ile morarmayı önleyici kremler kullanılabilir.
  • Estetik sonrası bir süreliğine hastamızın yüz üstü uyumaması gerekmektedir.

Dudak estetiği sonrası uyulması gereken kurallar ve dikkat edilmesi gereken hususlar uzmanlarımızca hastalarımıza iletilir. Hastalarımız bu süreçte, doktorlarımızın bilgisi dışında hareket etmemelidir. Estetik işleminin başarısı ve hastamızın sağlığı açısından bu oldukça önemlidir.

Dudak Estetiği Fiyatları 2026

Dudak Estetiği Fiyatları 2026 hakkında bilgi almak için bizlere hemen ulaşabilirsiniz.

The post Dudak Estetiği Fiyatları first appeared on Nişantaşı Hastanesi.

]]>